Üç günlük dünya,
1-Kendini ultra şanslı hissettiğin günler. Hani hayal bile
edemediğin. Gerçekleştiğine inanamadığın.
Şaşkınlığını gizleyemediğin ve yüzüne net bir şekilde
yapışan gülümsemeyi saklamaya ihtiyaç duymadığın günler.
2- Sıradan günler. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu.
Gerektiği kadar olduğu. Gerekli gereksiz olduğu günler. Hani hayattan bir gün
daha eksildi hissi yaratan, onun dışında bir düşünceye yer vermeyen günler.
Sadece kötü bir gün yaşadığında özlediğin, onun dışında hatıra almaya değmeyen
günler.
3- Bir an önce bitmesi için ne yapacağını şaşırdığın
günler.Yaşanmamış saymak istediğin, ama yaşanmışlığını bir şekilde içine
kazıyan, kendini sorguya çektiğin , isyan ettiğin, iman ettiğin,
sıradan günlerini özleten, gözlerinden akan damlaların,
damlaya damlaya göl olduğu günler...
Hepimiz 3 günlük dünyanın, 3. Gününü yaşıyoruz bugünlerde.
Anavatanın acısına ortak oluyor, çoğumuz daha anne bile olmadan evlat acısı çekiyoruz.Vatanı
parçalamaya çalışanlar önce yüreğimizi
parçalıyor, her bir parçamızı farklı yerlere savuruyor. Bu yüzden, bugün kimse
olduğu yerde değil. Bugün herkes o yüreklerin ateşe düştüğü yerde.
Yıllar önce bugün, düşman işgalinden kurtuluşunu sevinç
naralarıyla kutlayan İzmir’im, bugün bir hiç uğruna kaybettiği, cinayete kurban
edilen şehitlerinin çığlık çığlığa yasını tutuyor.
Unutulmaması gereken bir sözü hatırlayalım...
Ne demişti Atatürk;
"Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa
sürüklemek taraftan değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Gerçek kanaatim
şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz
diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı
tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir".