7 Ekim 2016 Cuma

"Yarın" ımıza



Bazı insanlar dündür, yaşanmıştır, bitmiştir, geçmiştir.
Bazı insanlar bugün. Yaşarsın, biter, dün olur.
Bazı insanlar yarındır. Gelecektir, umuttur. Yarındır işte.
Bu yüzden güzeldir birinin yarını olmak.
Birinin yarınınız olması.
Yarınım diyebilmek.

                                                                            M.Ünlütürk

22 Nisan 2016 Cuma

Hayat Bir Resim Kağıdı Olsaydı

  Boş bir kağıdı hem çizip hem boyamak mı? Yoksa çizilmiş bir kağıdı boyamak mı?
 Ne yaşadığımıza, nasıl yaşadığımıza, hayatımızın çizgilerine, renklerine çevremiz karar veriyor. İnsan sosyal bir varlık. Bu nedenle sosyal çevre hayatımızda büyük role sahip. Öyle böyle büyük bir role sahip ki, bize çizilmiş, sınırları belirlenmiş bir hayat sunuyor ve biz o hayatı çizgileri taşmadan boyamaya çalışıyoruz. Hatta bazen diyor ki o renk olur mu hiç, şu renge boya. Boyanı yatay kullan ve alttaki sayfalara yani başkalarının hayatlarına bulaşmasın. Sen kendi sayfandan sorumlu ol. Öyle kimsenin sayfasına yardım için de olsa dokunma. İleride bir gün o kişi, sayfasındaki renklerle , çizgilerle istediği beğeniyi alamazsa ilk gözüne batan renk senin rengin olur, üzülürsün.Başkası da senin sayfana müdahale etmesin. Senin olmayan çizgiler, renkler hemen fark edilir, bak bak yardım almış, kendi tamam olamamış derler...
  Şimdi bir de ne yaşadığımıza , hayatımızın çizgilerine, renklerine biz karar versek nasıl olurdu, bunu düşünelim. Şöyle kocaman boş bir sayfamız olsa. Kocaman diyorum ama bir ayrıntıyı söylemeden geçemeyeceğim. Sayfamızın boyutu hayallerimiz kadar aslında. Sınırlarımız ya da sınır tanımazlığımız hep hayallerimizin yansıması ve bazen başka hayallerin hayallerimizle birleşmesi de hayatımızda öyle güzel renkler yaratır ki , bir ömür seyirlik bir hayat tablosu buluveririz karşımızda!  İnsan gördüğü renkleri bilir. Ne kadar özgürse ruhumuz ne kadar renk gördüysek, o kadar biliriz.
  Başkalarının bize öğrettiği renklerle sınırlamamalıyız kendimizi. Renk skalamızı  genişletmek kendi elimizde. Çevredekiler ne der takıntımız kabuğumuzdur. Bir kaplumbağa gibi yavaşlamamıza, ağırlaşmamıza neden olur. Kabuğumuzdan sıyrıldığımız gün,  renkleri daha rahat keşfetmeye başlarız. 
 Çizilmiş bir resmi boyamanın, yaratıcılığı öldürdüğünü düşünüyorum. Kendi resminizi kendiniz çizin. Sizin hayalinizde yaşayan ağacınız olsun üzerinde, dallarında sizin hayalleriniz, gerçekleriniz. 

 Hata yapmaktan korkmadan, hata yapmamaya dikkat ederek boyayın. Eskizi yok çünkü bu resmin, çizdiğiniz her şey, boyadığınız her alan bir yerinde duracak sayfanızın. Hatalarınızdan ders alıp, daha düzgün, daha güzel, daha büyük doğrular çizip, hataları o sayfada görünmez kılmak sizin elinizde.
 Doya doya keyifle çizip boyayacağınız kocaman bir kağıdınızın ve anlarınızı renklendirecek tonlarca renginizin olması dileğimle...


29 Ocak 2016 Cuma

Güçlenmek


















Kaç derin yaran oldu bugüne kadar?
Kaçı çok acıttı canını?
Kaçı kocaman parçalar kopardı bedeninden?
Kaçının izleri hala üzerinde?
Kaçı seve seve oldu?
Kaçının arkasından saatlerce sövdün?
Kaçı ruhuna işledi?
Kaçının yerini bile unuttun?
Hangisi büyüttü seni?
Hangisi çocukça hıçkırıklara boğdu?
Ne zaman öğrendin bedenindeki yaraları yok saymayı?
Kimden dinledin yüreğindeki yarayla yaşamanın ağırlığını?
Birilerinin yaralarına ilaç olabildin mi?
Ya birileri? Şifa olabildiler mi sana?
Öfleyip püflemek yerine, birinin acılarını dindirebilmek için üfleyebildin mi nefesini ?


24 Kasım 2015 Salı

Öğretmen






Öğretmen...

Anneden sonra en kutsal varlık. Doğurmadan annedir öğretmen. Kendi çocuğuymuşcasına koruyup, kollayan babadır. Örnektir. Sizdir. Dosttur. Ödevini yapmadığında sevgisini kaybetme korkusudur. Bol bol matematiktir öğretmen. Azarlandığında da sevildiğini hissetmektir. Birlikte söylenen şarkılardır. Bir sınıf dolusu hayrana sahip olmaktır. Veda edememek, hep hatırlanmak, bir sürü hayata dokunmak, özel olmaktır.

Öncelikle annem, kardeşim ve canım ilkokul öğretmenim olmak üzere tüm öğretmenlerimin, öğretmen arkadaşlarımın bu özel gününü kutluyorum!

Sizler ve bizler gibi nice nesillerin tohumlarını sulamanız dileğiyle...

23 Kasım 2015 Pazartesi

Bir iş görüşmesi gecesi rüyası

Bir iş görüşmesi gecesi rüyası,
Önyargılı aday görünür sahnede (tedirgin) :
“Biliyorum sahtekarlıklarını , beni küçük düşürmek için yaptıklarını.
Korkutsunlar beni başarabilirlerse eğer, ama vazgeçmem inandıklarımdan.
Yürürüm buralarda dilediğim gibi, söylerim düşlerimi ve görecekler korkmadığımı
Gördüğün ne ki , kendi sefilliğinden başka ne olabilir ki “
Ardından İK’cı:
“Yalvarıyorum asi ölümlü dökülsün sözler dudaklarından,senin sesin büyüleyen
beni ve görünüşün olmalı kamaştıran gözlerimi “
İşe alımı gerçekleştirecek birim müdürü:
“Hangi melek bu çiçeklerle bezenmiş yatağımdan kaldıran beni”

Bir iş görüşmesi sabahı gerçekleri ,
Aday sahnede (Kendinden ne kadar emin görünürse, o kadar iyi.)
İK’cı hemen yanında  (Kendinden oldukça emin. )
İkili diyaloglar başlar.Hiçbiri rüyadaki gibi değil
Sonra bir yerde müdür girer sahneye ya da yönetici. Benden duymuş olmayın ama, o da
rüyadaki gibi değil
Bazen iş görüşmelerini gözümüzde o kadar büyütüyoruz ki  düşüncelerimiz, rüyalarımız, heyecanımız, kendimiz olmaktan uzaklaştıran bir sürü etkenle boğuşuyoruz. Bunların hepsi görüşmelerimize olumsuz yansıyor.
Şimdi şöyle arkanıza yaslanıp, sizin için demlediğim önerileri yudumlayabilirsiniz...
Öneriler
  • Siz siz olun mutlaka siz olun
  • İşe alım sürecinizi gerçekleştiren İK uzmanına ve yöneticiye soru sormaktan çekinmeyin. Hatta bir CV bankası sitesi şöyle bir bilgi paylaşmış:
İK’ya sormanız gereken 7 soru:
1-Şirket kültürünüzü tanımlayabilir misiniz?
2- Çalışanlarınız için ne tür eğitimler planlıyorsunuz?
3-Gelecek planlarınız neler?
4- Çalışanlarınızın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
5-Şirketiniz çalışanlarına ne tür fırsatlar sunuyor?
6-Mülakatın sonucu ne zaman belli olur?
7-Gerektiği zaman sizinle iletişime geçebilir miyim?

  • Net ifadeler kullanın.
  • Görüşmeye gideceğiniz şirket hakkında bilgi sahibi olun. İnternet sitelerinin yanı sıra ,
Şirket hakkında bilgi barındıran alternatif kanalları da gözden geçirin.


  • Sizi diğer adaylardan farklı kılan yetkinliklerinizden bahsetmeyi unutmayın. Bunu, gerçeklerden uzaklaşmadan yapın.Unutmayın; “Obua çalarak koşmak pek de mümkün değildir. “ ;) 


9 Kasım 2015 Pazartesi

Kabrin, kalbimizdir.
                                        M.Ünlütürk










9 Eylül 2015 Çarşamba

9 Eylül 1922 İzmir’in kurtuluşu,9 Eylül 2015 Türkiye’nin kahroluşu...

Üç günlük dünya,

1-Kendini ultra şanslı hissettiğin günler. Hani hayal bile edemediğin. Gerçekleştiğine inanamadığın.
Şaşkınlığını gizleyemediğin ve yüzüne net bir şekilde yapışan gülümsemeyi saklamaya ihtiyaç duymadığın günler.
2- Sıradan günler. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu. Gerektiği kadar olduğu. Gerekli gereksiz olduğu günler. Hani hayattan bir gün daha eksildi hissi yaratan, onun dışında bir düşünceye yer vermeyen günler. Sadece kötü bir gün yaşadığında özlediğin, onun dışında hatıra almaya değmeyen günler.
3- Bir an önce bitmesi için ne yapacağını şaşırdığın günler.Yaşanmamış saymak istediğin, ama yaşanmışlığını bir şekilde içine kazıyan, kendini sorguya çektiğin , isyan ettiğin, iman ettiğin,
sıradan günlerini özleten, gözlerinden akan damlaların, damlaya damlaya göl olduğu günler...
Hepimiz 3 günlük dünyanın, 3. Gününü yaşıyoruz bugünlerde. Anavatanın acısına ortak oluyor, çoğumuz daha anne bile olmadan evlat acısı çekiyoruz.Vatanı parçalamaya çalışanlar önce  yüreğimizi parçalıyor, her bir parçamızı farklı yerlere savuruyor. Bu yüzden, bugün kimse olduğu yerde değil. Bugün herkes o yüreklerin ateşe düştüğü yerde.
Yıllar önce bugün, düşman işgalinden kurtuluşunu sevinç naralarıyla kutlayan İzmir’im, bugün bir hiç uğruna kaybettiği, cinayete kurban edilen şehitlerinin çığlık çığlığa yasını tutuyor.
Unutulmaması gereken bir sözü hatırlayalım...
Ne demişti Atatürk;
"Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftan değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Gerçek kanaatim şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir".