24 Kasım 2015 Salı

Öğretmen






Öğretmen...

Anneden sonra en kutsal varlık. Doğurmadan annedir öğretmen. Kendi çocuğuymuşcasına koruyup, kollayan babadır. Örnektir. Sizdir. Dosttur. Ödevini yapmadığında sevgisini kaybetme korkusudur. Bol bol matematiktir öğretmen. Azarlandığında da sevildiğini hissetmektir. Birlikte söylenen şarkılardır. Bir sınıf dolusu hayrana sahip olmaktır. Veda edememek, hep hatırlanmak, bir sürü hayata dokunmak, özel olmaktır.

Öncelikle annem, kardeşim ve canım ilkokul öğretmenim olmak üzere tüm öğretmenlerimin, öğretmen arkadaşlarımın bu özel gününü kutluyorum!

Sizler ve bizler gibi nice nesillerin tohumlarını sulamanız dileğiyle...

23 Kasım 2015 Pazartesi

Bir iş görüşmesi gecesi rüyası

Bir iş görüşmesi gecesi rüyası,
Önyargılı aday görünür sahnede (tedirgin) :
“Biliyorum sahtekarlıklarını , beni küçük düşürmek için yaptıklarını.
Korkutsunlar beni başarabilirlerse eğer, ama vazgeçmem inandıklarımdan.
Yürürüm buralarda dilediğim gibi, söylerim düşlerimi ve görecekler korkmadığımı
Gördüğün ne ki , kendi sefilliğinden başka ne olabilir ki “
Ardından İK’cı:
“Yalvarıyorum asi ölümlü dökülsün sözler dudaklarından,senin sesin büyüleyen
beni ve görünüşün olmalı kamaştıran gözlerimi “
İşe alımı gerçekleştirecek birim müdürü:
“Hangi melek bu çiçeklerle bezenmiş yatağımdan kaldıran beni”

Bir iş görüşmesi sabahı gerçekleri ,
Aday sahnede (Kendinden ne kadar emin görünürse, o kadar iyi.)
İK’cı hemen yanında  (Kendinden oldukça emin. )
İkili diyaloglar başlar.Hiçbiri rüyadaki gibi değil
Sonra bir yerde müdür girer sahneye ya da yönetici. Benden duymuş olmayın ama, o da
rüyadaki gibi değil
Bazen iş görüşmelerini gözümüzde o kadar büyütüyoruz ki  düşüncelerimiz, rüyalarımız, heyecanımız, kendimiz olmaktan uzaklaştıran bir sürü etkenle boğuşuyoruz. Bunların hepsi görüşmelerimize olumsuz yansıyor.
Şimdi şöyle arkanıza yaslanıp, sizin için demlediğim önerileri yudumlayabilirsiniz...
Öneriler
  • Siz siz olun mutlaka siz olun
  • İşe alım sürecinizi gerçekleştiren İK uzmanına ve yöneticiye soru sormaktan çekinmeyin. Hatta bir CV bankası sitesi şöyle bir bilgi paylaşmış:
İK’ya sormanız gereken 7 soru:
1-Şirket kültürünüzü tanımlayabilir misiniz?
2- Çalışanlarınız için ne tür eğitimler planlıyorsunuz?
3-Gelecek planlarınız neler?
4- Çalışanlarınızın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
5-Şirketiniz çalışanlarına ne tür fırsatlar sunuyor?
6-Mülakatın sonucu ne zaman belli olur?
7-Gerektiği zaman sizinle iletişime geçebilir miyim?

  • Net ifadeler kullanın.
  • Görüşmeye gideceğiniz şirket hakkında bilgi sahibi olun. İnternet sitelerinin yanı sıra ,
Şirket hakkında bilgi barındıran alternatif kanalları da gözden geçirin.


  • Sizi diğer adaylardan farklı kılan yetkinliklerinizden bahsetmeyi unutmayın. Bunu, gerçeklerden uzaklaşmadan yapın.Unutmayın; “Obua çalarak koşmak pek de mümkün değildir. “ ;) 


9 Kasım 2015 Pazartesi

Kabrin, kalbimizdir.
                                        M.Ünlütürk










9 Eylül 2015 Çarşamba

9 Eylül 1922 İzmir’in kurtuluşu,9 Eylül 2015 Türkiye’nin kahroluşu...

Üç günlük dünya,

1-Kendini ultra şanslı hissettiğin günler. Hani hayal bile edemediğin. Gerçekleştiğine inanamadığın.
Şaşkınlığını gizleyemediğin ve yüzüne net bir şekilde yapışan gülümsemeyi saklamaya ihtiyaç duymadığın günler.
2- Sıradan günler. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu. Gerektiği kadar olduğu. Gerekli gereksiz olduğu günler. Hani hayattan bir gün daha eksildi hissi yaratan, onun dışında bir düşünceye yer vermeyen günler. Sadece kötü bir gün yaşadığında özlediğin, onun dışında hatıra almaya değmeyen günler.
3- Bir an önce bitmesi için ne yapacağını şaşırdığın günler.Yaşanmamış saymak istediğin, ama yaşanmışlığını bir şekilde içine kazıyan, kendini sorguya çektiğin , isyan ettiğin, iman ettiğin,
sıradan günlerini özleten, gözlerinden akan damlaların, damlaya damlaya göl olduğu günler...
Hepimiz 3 günlük dünyanın, 3. Gününü yaşıyoruz bugünlerde. Anavatanın acısına ortak oluyor, çoğumuz daha anne bile olmadan evlat acısı çekiyoruz.Vatanı parçalamaya çalışanlar önce  yüreğimizi parçalıyor, her bir parçamızı farklı yerlere savuruyor. Bu yüzden, bugün kimse olduğu yerde değil. Bugün herkes o yüreklerin ateşe düştüğü yerde.
Yıllar önce bugün, düşman işgalinden kurtuluşunu sevinç naralarıyla kutlayan İzmir’im, bugün bir hiç uğruna kaybettiği, cinayete kurban edilen şehitlerinin çığlık çığlığa yasını tutuyor.
Unutulmaması gereken bir sözü hatırlayalım...
Ne demişti Atatürk;
"Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftan değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Gerçek kanaatim şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir".


26 Haziran 2015 Cuma

Yeniden Doğan ve Doğurulanlara...

Bazen acılar öyle çekilmez olur ki...Hayatımızın sıfır noktasına, kendimizi en güvende hissettiğimiz yere dönmek isteriz.Bu yüzdendir,  en büyük acılarda cenin pozisyonuna geçip, soyutlanışımız. Sessizliğe olan açlığımız ve sonrasında duymak istediğimiz tek sesin annemiz oluşu...
İlk onu arayışlarımız...

Açlığımızı hissetmememiz ve annemizin bizi doyurma çabaları...Yürürken sendeleyişlerimiz...
Tutacak bir el bulmak için çırpınışlarımız...
Psikologların ‘’çocukluğa inme ‘’ nedenlerinden biri de bu sanırım. Aslında tüm cevaplar çocuklukta gizli.Düşünsenize... Önce derin bir nefes alırsınız sonra bir ağlama gelir ve bağıra bağıra ağlarsınız. Yanınızda mutlaka sizi saracak sevgi dolu bir kucak olur. Biraz olsun rahatlarsınız. Bir süre herkes elinizden tutar, birlikte yürürsünüz , hatta koşarsınız. Sonra artık güçlendiğinizi hisseder önce birkaç kere düşer , sonra daha sağlam basmaya gayret eder ve kendiniz de yürümeye , koşmaya başlarsınız..
Siz acılarınızdan yeniden doğmaya çalışırken, neden anneniz sizin acılarınızla sizden daha çok acı çeker anlarsınız. Çünkü anne siz yeniden doğmaya çalışırken sizi yeniden doğurandır...

Yeniden doğabilen çocuklara ve yeniden doğurabilen annelere itafen...

17 Haziran 2015 Çarşamba

İş hayatında bir yılı devirmek...

İş hayatında bir yılı devirmek...
Ya da koskoca bir yılın üzerinize devrilmesi...Hangisini tercih ederseniz...

Zaman ne kadar da çabuk geçiyor.Aylar, mevsimler...Develer tellal pireler berber ikenden , vizeler-finaller-bütler-tek derslere,iş aramak-iş beğenmek-iş bulmaktan , iş bitirici olmak-iş stresiyle başetmek-kalifiye elemanlığa ...
İş piyasasında 1 yılı atlattın mı kalifiyesindir,denir. Ben bunu hep 18 yaşına girmiş bir çocuğun reşit olması, fakat hala ailesine göre erişkinlerle eşit olmaması gibi görüyorum. İş piyasasında reşitsiniz, ama hala yeterince erişkin değilsiniz?
Bir hocam tecrübeyi şöyle tanımlardı “Tecrübe, hayatta yediğin kazıkların bileşkesidir.” İş hayatı için de böyle olduğunu düşünüyorum. Yüreğinize çakılan kazıklar ve onları sökmek için verdiğiniz mücadeledir, sizi kalifiye yapan. Olaylar karşısındaki duruşunuz, çözüm arayışınız , pes etmeyişiniz , hızlı ve doğruyu bir arada başarma çabanız...
Gezegenimizde işinden şikayet etmeyen bir insana rastlamak , uzayda su bulunan bir gezegeni keşfetmek kadar zor.Fakat işinden şikayet edip, işinden vazgeçemeyen insan Venedik’te su kanalı J. Her işin kendine göre zorlukları var, evet. Fakat hiç işimiz olmadığında yaşayacağımız zorlukları düşündüğümüzde bunlar,  çekilesi zorluklar oluyor. J
Herkese zorluklarıyla da çekilir dedirten, bol kazançlı, az stresli , huzurlu , hayırlı işler !



3 Haziran 2015 Çarşamba

Dünya Bir Kere de Benim İçin Dönüversin :)

  ‘’...Mutluluk ve başarı bekledim hep.İkisini de bulduğum zamanlar oldu,ikisini de kaybettiğim zamanlar...’’diyordu yazar. İkisini de bulduğumuz zamanları ne kadar da çabuk unutmuştuk.İkisini de kaybettiğimiz zamanlara odaklandıkça...Yaşımız büyüdükçe, başarı ve mutluluklarımızın azaldığını düşünmeye başladık. Özgüvensizleşiyoruz. Küçükken ağzımızdan dökülen kelimeler anlatırken içimizdekileri , şimdi kocaman cümlelerimizle anlaşılamamaktan korkuyoruz.
Olumsuzluk dedektörüyüz adeta. Nerede bir sorun var arıyoruz, buluyoruz, çıkartıyoruz olduğu yerden ve hayatımıza dahil ediyoruz.Sanki yeterince derdimiz yokmuş gibi...

  Bu arada, Dünya’nın yuvarlak olduğunun ve kendi etrafında döndüğünün bir kanıtı daha ; gönderdiğimiz bütün negatif enerjiler dönüyor , aynı noktaya tam üzerimize geliyor.



  Bir karar verdim ve Dünya’nın bu özelliğini kendi lehime kullanmaya çalışacağım. Hemen şimdi olumlu bir düşünce göndereceğim ve heyecanla geri dönmesini bekleyeceğim.
Olumsuz düşüncelerimize o kadar odaklanıyor ve o kadar güçlü gönderiyoruz ki , aynı hızda ve aynı şiddette geri dönüyorlar. Bu yüzden odaklanıp , iyi düşüncelerimi de aynı şiddette göndereceğim. Dönüş olursa ya da olmazsa sizinle paylaşırım. Hazırım, gönderiyorum...



12 Mayıs 2015 Salı

Buzdağı İhtişamında İnsan Silüetleri






Brüt insanlar dünyası bu dünya.
Kalıbına baktığınızda bir şey sandığınız.
Hacmi ağırlığından büyük, neti koca bir hayal kırıklığı.
Görkemli bir buzdağı gibi esasen, görünen yüzü aldatıcı.
Aslında eritsen sıradan bir su birikintisi.
Fakat göremediğin yüzüyle ihtişamlı gemiler batıran.

Yarattığı enkaza filmler çektirten, şarkılar yazdırtan.

10 Mayıs 2015 Pazar

Anne olmak,ya da olmamak...İşte tüm mesele bu.



Annelik; çoğu bedene nasip olan,
Her ruhta tutunamayan, özel duygu..
Bir varlığın insani değerlere dönüşmesindeki rol model.
Çocuğun aynası,ışığı...
Bu ayna ve ışık olayı mühimdir.
Çünkü, anne Dünya'yı nasıl yansıtırsa çocuğuna, çocuk onu öyle görür ve bir çocuk annesinin aydınlattığı yolda korkmadan yürür..Dünya'yı doğru yansıtan, çocuklarına doğru yolu aydınlatan, dokuz ay karnında, ömrü boyunca aklında taşıyan ve yalnızca bedeniyle değil, ruhuyla da anne olan başta annem ve ananem olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutlarım...

8 Mayıs 2015 Cuma

Geldi bahar havaları,gevşedi burun vanaları!

 
“ Geldi bahar ayları,gevşedi gönül yayları!” sözüne farklı bir boyut getirdik
“ Geldi bahar havaları,gevşedi burun vanaları !”
 Şuan gördüğüm beş kişiden üçü burun çekiyor.Halsiz.
 Sesler yer yer alto, yer yer  bas.
 Bazılarında görüntü var ses yok, bazılarının bedeninde ruh yok.
 Kimseye yarım metreden fazla yaklaşamaz olduk. 
 Birbirimize mikrop muamelesi yapıyoruz.
 Bu yıl Güneş’i görmek iyi gelmedi anlayacağınız.
 Facebook’un bir uygulaması var. Geçmiş yıllarda bugün ne paylaşmışsın, onu  gösteriyor.
 Geçen gün beni dehşete düşürdü! Fena grip olmuşum ve yataktan çıkamamışım. Paylaşımlarım hep bu yönde. Uygulamanın iyi yanı şurada başlıyor, paylaşımlarımı görünce, bu süreçte kendime iki kat dikkat  ettim, vitamin aldım ve  turp gibiyim . Sizlere iki önerim var :

1.si ;  zencefil.Zencefil mucize bir şey.1 hafta boyunca iğne olup,kendime gelemeyen ben, onun sayesinde kendime gelmiştim.


- Taze zencefili bir çay kaşığı kadar rendeleyip, yarım limonsuyu ile karıştırın. Üzerine ılık su koyup,için.

- Taze ya da toz zencefili balla karıştırarak macun haline getirin ve gece yatmadan bir kaşık tüketin.



2.si ; eczanelerde satılan Umca solüsyon diye bir ilaç. Bitkiseldir. Bunu meyve suyu veya normal su ile tüketebiliyorsunuz.
Tadı yok, etkisi çok.
Not: “ Unutmayın; grip, nezle türü şeyler ilaçlı bir hafta,ilaçsız yedi günde geçer. “ derler.
Bol bol sıvı tüketmeyi, tavuk çorbası içmeyi, mümkünse yatıp, dinlenmeyi ihmal etmeyin!


                                                                                                                        Sağlıkla kalın!


5 Mayıs 2015 Salı

Yakarca,Tatarcık ya da Şerefsizotomus

Tatarcık (Phlebotomus), 
 Çiftkanatlılar (Diptera) takımının, Psychodidae familyasından zararlı böcek cinsiGeceleri aktif olan, gün boyu karanlık ve nemli mikrohabitatlarda saklanan sineklerdir. Culicidae sivrisineklerinden daha fazla can acıtacak biçimde sokup kan emer ve Leishmania cinsinden hastalık yapıcı tek hücrelilerin taşıyıcılığını yaparlar. Tatarcığın ısırmasının ardından kaşıntıyla görülen Şark çıbanı zamanla büyük bir yaraya dönüşür. Türkiye'de insan sağlığı için en tehlikeli böceklerdendir.Bu Vikipedia'nın tanımıdır.
 Şimdi gelelim benim tanımıma; Yakarca ( Şerefsizotomus ) sinsi ( Kalleştera ) takımının Psikopat familyasından, zararlı ötesi böcek cinsi. Geceleri hiperaktif olan, gün boyu hangi karanlık kuytuda saklandığı bilinmeyen, sivrisinekleri dost bildiren, (Sivrisinek delikanlıdır. Kulağınıza yaklaşır ve birazdan kanınızı emeceğini o incecik ses tonuyla duyurur. Sonrasında tam bir düello söz konusudur. Ya siz aniden kalkar sineği duvara yapıştırırsınız, ya da o önce davranır sizden bir fırt kan alır. Centilmence bir savaş hakimdir.) kan emmekle kalmayıp, uykunuzu da bir çırpıda emen,buna rağmen bence Türkiye'de "insan sağlığı" kelimesi tedavülden kalkalı çok olduğundan, "öldürmeyen acı güçlendiriyor" kelimesini anlamlandıran böceklerdir.

24 Nisan 2015 Cuma

Yolculuk İçin Altın Tavsiyeler :)



Yaptığın işlerde hep bir terslik çıkması, evrenin "Yanlış yoldasın!İlerideki kavşaktan U dönüşü yap!" deme şeklidir. Ama nedense bizim yapımız gereği o kavşağı kaçırıp, ileriden bir yerden dönmeye çalışmak adetimizdir.Hem zaman kaybederiz hem de hayatın akışının içine ederiz.
Bütün bunlar ileriyi merak etme huyumuz, hızımızı kesmemiz gereken yeri bilmememiz ve macera arayışlarımızdan oluyor.Ya da bilinmeyen hep heyecan uyandırdığından,bilinmeyene sürüklenmekten korkmuyoruz.

Hele ki bu yolda yan koltuğunuz boş değilse... O zaman ne kavşaklar ne dönemeçler kaçırılıyor, hem de bile bile. Düşünmeden... Yolun sonu önemli olmuyor. Şarkılar mırıldanıyorsunuz,hiç bilmediğiniz yollarda özgürce, korkusuzca. Ne geceler ne gündüzler geçiyorsunuz. Ufak sıyrıklarla atlattığınız kazalar bile canınızı sıkmıyor. Yaralarınızı birlikte sarıyorsunuz. Sonra bir gün,o yanınızdaki yolcunun müsait bir yerde inesi geliyor. Yol müsait, ama siz müsait değilsiniz, bilmiyor. Mecbursunuz, duruyorsunuz. Siz durunca, hayat da duruyor. Uzun bir süre dikiz aynasındaki görüntüsüne veda edemiyorsunuz. Bakıyorsunuz ki hayat devam ediyor, siz de tekrar çalıştırıyorsunuz kontağı, devam ediyorsunuz. İlerledikçe kayboluyor görüntü... Yine başlıyor şarkılar. Bu sefer yine o hiç bilmediğiniz yollarda yalnızlıkla, korkularınızla... Yol gözünüzde büyüyor. O beklediğiniz dönemeç bir türlü gelmek bilmiyor. Bir de karanlık çöküveriyor üzerinize. Ara ara size eşlik etmek isteyen yolculara çarpıyor gözünüz. Bir an yavaşlıyorsunuz. Ama sonra bir korku... Kolay değil yeniden güvenmek...  Basıveriyorsunuz gaza. Sonlu hayatınızda sonsuz sandığınız yollara...

Hazırsanız Başlıyorum ! :)

1-Hayat size o dönemeci gösterdiğinde bir zahmet kaçırmayın da dönüverin, bir bildiği vardır :)

2-Müsait bir yerde inecek insan arabada eğreti oturur, dikkat edin! Varlığına alışmadan indiriverin :)

3-Yolculuklar kalabalık güzeldir, sizinle yola çıkacak ve şarkılarınıza eşlik edecek insanlar bulun :)





16 Nisan 2015 Perşembe

Kalbi Temiz, Kıyafetleri Pis Çocuklara...



Kıyafeti kirli olan bir çocuğun, kalbinin temizliğinden şüphe edilmez. Çünkü deriz o çocuk, kalbinin temizliğini kıyafetlerinin kiriyle örtmeye çalışıyor. Çünkü bu zamanda kim, kalbi temiz birini görse, o kalbe pis elleriyle dokunmaya çalışıyor, biliyor.



Temiz kıyafetlere bürünmüş, en temiz olanının kalbinde bile 3-5 gr pislik bulunan 
insanlarla dolu hayat. İçlerindeki kiri, kıyafetlerinin ışıltısıyla örtmeye çalışıyorlar. Çünkü bu zamanda kim düzgün ve temiz kıyafetli birini görse, "adam" zannediyor, biliyorlar.

14 Nisan 2015 Salı

Baba Adam

       Kaç aşkı bitmişti bugüne kadar. Kaç asla unutamam dediği kişiyi unuttuğunda kendisi bile inanamamıştı. Fakat kimse onun gibi olmamıştı. Başka bir şey vardı bu adamda. Gülüşü bir başkaydı,
konuşması bir başka,bir başkaydı kokusu,dokunuşları,öpüşleri bir başka. Ellerinde çiçekler olurdu hep. Özel günlere adanmış güzel çiçekler.Sanki bir üflese yıkılırdı, o kendini yüce zanneden dağlar. Sanki koca bir kayayı,kadının küçükken zar zor yetiştiği serçe parmağıyla kaldırırdı havaya... Yorulmazdı adam. Sanki bütün gün çalışan o değilmiş gibi...


Yıllar sonra, öyle zordu ki her şey. 79 yaşında bir bebeği olmuştu kadının. Amansız hastalık,günden güne eritmekteydi adamı. Yemeğini yiyemez oldu önce. Kadın güzel mamalar yaptı,yedirdi. Tuvalete gidemez oldu. Kadın bezini değiştirdi. Geceleri kabuslarla uyanır oldu. Uyumadı kadın,başında nöbet bekledi. Koca kayaları kaldıran adamı,bir koluyla kaldırır oldu,bu yaşananları kaldıramazken yüreği. Bütün bunlara karşın, yüzünden gülücükleri hiç eksik etmedi. Bebeğinin 80.yaş gününü kutladı. Son yaş günü olduğunu bilmeden,son olabileceğini unutmadan. Bebeğinin ilk doğum gününü kutlayan anne özeniyle, bir araya topladı tüm sevdiklerini.


Şimdi,80 yaşında sonsuzluğa uğurladı bebeğini,hayatının aşkını.Gitmeden son bir kez gülümsedi adam. ''Sen hep gez olur mu?Sana gezmek çok yakışıyor.'' dedi.Şimdi o, çok sevdiği çiçeklerinin altında uyuyor. Kadınsa hayatı boyunca unutamayacağı bu adamı,her gittiği yere kalbinde taşıyor.